TÜRK SİYASETİNİN EN ETKİN TARİKATI

(YAZAR)

Türk Siyasetinin En Etkin TARİKATI
19.09.2006 11:44
Milli Güvenlik Konseyi'nin özel izniyle Süleymaniye Camii'nin bahçesine defnedilen Tarikat şeyhi kim? Tarikat'ın en ünlü isimleri kim? İşte...

 

 

 

 

 

 



Batılılaşma ve Cumhuriyet'e en çok direnen tarikat olarak tanınıyor...

Nakşiler politikayı seviyor, parti kuruyor, siyaseti yönlendiriyor...

Nakşiliğe girenlerin 11 ilkeye sıkı sıkıya uyması gerekiyor. Turgut Özal dahil pek çok tanınmış Nakşibendi politikacı var.

Nakşibendilik: Türk siyasi hayatının en etkin tarikatı

Türkistan çıkışlı olan Nakşilik,Türkiye'de özellikle 1980 sonrası "meşruiyet" kazandı ve yakın dönemde Türk siyasi hayatını derinden etkileyen tarikat oldu Cumhuriyet'in ilk yıllarında Menemen isyanı ile yeni yönetimle çatışan Nakşilik, süreç içinde MSP, RP, ANAP ve AKP ile siyaseti yönlendirmeye çalıştı.

Yakın dönem Türk siyasi hayatını en derinden etkileyen tarikatların başında Nakşilik gelir. Kurucusu, 1318-1389 yılları arasında Türkistan Buhara'da yaşayan Muhammed Bahaüddin'dir. Tarikat ismini Farsça "nakş" ve "bend" (nakış yapan) kelimesinden alır. Zira şeyhin müridin kalbini işlediği, onun üzerine süsler yaptığı varsayılır. Bu nedenle kurucusunun isminin sonuna "Nakşibend" kelimesi eklenmiş, tarikat da bu nedenle Nakşibendi ya da Nakşi adlarıyla anılır. Anadolu'ya ilk kez 15'inci asrın sonlarında gelen tarikatın bugün yaygın ve en güçlü tarikat olmasının nedeni "şeyhe bağlılık" ilkesinin diğer tarikatlara göre çok daha sıkı uygulanması.

EN KOLAY TARİKAT
Nakşilik tüm tarikatlar arasında "en kolay olanı" olarak nitelendirilir. Zira Nakşilik'te şeyh müritten daha fazla çalışır. Tarikatta en büyük mürşid (yol gösterici) şeyhtir ama daha alt düzeyde de mürşitler vardır. Nakşilik'te mürşit görevini üstlenenler de kalbindeki tüm güzellikleri aktarmak zorundadır. Nakşilik'i diğerlerinden ayıran en önemli özellik "gizli zikir" ilkesidir. Yani Allah'ın adını yüksek sesle söylemek ve bunu ayine dönüştürmek yoktur. Allah'ın adı ya içinden ya da çok küçük bir sesle anılır. Nakşilik'e özgü bu zikre "Hatm-i hacegân" denir ve yabancılar bu zikre alınmaz.

ŞAPKA VE MENEMEN
Osmanlı'daki batılılaşma ve tanzimat hareketlerine karşı çıkmış olmaları. Kendi deyimleriyle Osmanlı'daki "Batı taklitçiliği zihniyetini frenlemeyi" savunmuşlardır. Aynı kelimeleri siyasi hayatında sıkça kullanan Necmettin Erbakan'ın bu sözleri nereden aldığı da böylece anlaşılabilir. İslam'dan uzaklaşma hareketleriyle mücadele etmeyi en önemli görev haline getiren Nakşiler bu nedenle Cumhuriyet döneminde devletle en çok karşı karşıya gelen tarikat oldu. Bu durum özellikle tekke ve zaviyelerin kapatılması, dini esas ve inançlardan ayıklanmış kanunların yapılması ve Batılı anlamda laiklik üzerine kurulu bir devlet kurulması gibi uygulamalarda kendini gösterdi. Nitekim Nakşi İskilipli Atıf Hoca "Frenk Mukallitliği taklitçiliği) ve Şapka" isimli yazısından dolayı yargılandı ve idam edildi. Yine Şeyh Esat Efendi de Menemen Olayı'nda yargılandı, tutukluyken yaşamını yitirdi.

1960 SONRASI
Nakşibendi tarikatının sosyal hayattaki ve politikadaki ağırlığının artması 1960 sonrasına denk gelir. Özellikle Milli Nizam Partisi ve Milli Selamet Partisi hareketlerinde Nakşilik'in gücü önemli ölçüde siyasi hayatta kullanıldı. Ancak bu partilerin "dince kutsalERBAKAN TARİKATLARLA EN SIKI İLİŞKİYE SAHİP LİDERDİ Kapatılan Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan, Türk siyasetinde tarikatlarla iyi ilişkiler kuran siyasetçilerin başında geliyor. Erbakan, İskenderpaşa cemaatinin ölen şeyhi Esat Çoşan’ın cenazesine de katıldı.sayılan şeyleri" bile politik malzeme konusu yapması sonradan tarikat içinde de büyük eleştiri aldı. Ama asıl olarak yakın dönemde bu konuda büyük bir fatura ödeyen dini çevreler rahatsızlıklarını yüksek sesle dile getirdi. Buna rağmen siyasetçiler her dönemde bu tarikatla ilişkilerini siyasi malzeme olarak kullanmayı sürdürdü. Nakşilik'in son dönemde yaygınlaşıp güçlenmesi Şeyh Bursalı Mehmet Zahid Kotku sayesinde oldu. 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Necmettin Erbakan yeni partinin çekirdek kadrosunu yine Nakşilerden oluşturdu. O günlerde Kotku, Erbakan'a yakınlık gösterdi ve büyük destek verdi.

KOTKU'NUN ÖLÜMÜ
Kotku 1980 yılında öldü. Yüzbin kişinin katıldığı tören sonrasında cenazesi, Milli Güvenlik Konseyi'nin özel izniyle Süleymaniye Camisi'nde bulunan ve Nakşi şeyhlerinin gömüldüğü bölüme defnedildi. Kotku yaşadığı dönemde İstanbul Fatih'te görev yaptığı İskenderpaşa Camisi ve çevresini Nakşiliğin merkezi haline getirdi. Nakşilik'in aynı dönemdeki bir diğer önemli ismi de Üsküdar'daki Şeyh Sami Efendi'ydi. Gerek Sami Efendi gerekse Kotku'nun ardı ardına ölümünün ardından tarikatın Adıyaman Menzil'de yaşayan ismi Mehmet Raşit Erol ile yine Fatih'te Yavuzselim Camisi imamlığı yapan Mahmut Ustaosmanoğlu öne çıktı. Ancak Kotku'nun ölümünün ardından tarikatta ayrılıklar da su yüzüne çıktı. Kotku'nun yerine uzun yıllar Avusturalya'da yaşayan damadı ilahiyat profesörü Esat Coşan geçtiyse de tarikatı tek merkezde toparlayamadı. Kısa süre sonra ölen Prof. Esat Coşan'ın yerine de oğlu Nurettin Coşan geçti. Tarikat bu nedenle birden fazla merkezden yönetiliyor. Başında Nurettin Coşan'ın bulunduğu "İskenderpaşa Cemaati", başında Mahmut Ustaosmanoğlu'nun bulunduğu "İsmailağa Cemaati", liderliğini Osman Nuri Topbaş'ın yaptığı "Erenköy Cemaati" ve Abdülkadir Erol'un başında bulunduğu Adıyaman'daki "Menzil Cemaati". Bu arada tarikatın yaşayan en yaşlı kişisi Şeyh Nazım Kıbrıslı'nın da tarikatta önemli bir ağırlığı bulunuyor.

NURCULUK EKOLÜ
Nakşilik'in bir başka önemli noktası da Türk siyasi hayatında çok tartışılan Nurculuk'unda kendisi bir Nakşi olan Saidi Nursi tarafından kurulması. Saidi Nursi'nin ölümünün ardından kendisi de birkaç kola bölünen Nurculuk içinde elbette ki en önemli akım Fethullah Gülen Cemaati. Öyle ki bir zamanlar Nurculuk'un Nakşilik'ten ayrı bir tarikat olup olmadığı tartışılırken şimdilerde Fethullahçılık'ın bizatihi kendisinden sık sık tarikat olarak bahsediliyor.

'Tarikatlar Osmanlı'da şimdikinden daha ılımlıydı'

Bahçeşehir Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Sosyolog Prof. Nilüfer Narlı, tarikatların ve Nakşibendilerin Türk siyasetindeki durumunu değerlendirdi: "Bugün tarikatların temsil ettiği İslam anlayışı ile Osmanlı'daki tarikatların temsil ettiği İslam anlayışı arasında temel farklılık şimdiki tarikatların daha radikal olması. İbadetin dışa vurulmasından ziyade, tanrı sevgisi, insan sevgisi, kendini bilmek gibi fikirlere açık, insan yüzü daha güçlü bir İslam anlayışı vardı. Radikalleşme süreci Cumhuriyetin kurulması ile başladı. Cumhuriyet'in tekke ve zaviyeleri kapatması ile birlikte tarikatların kendilerini isyanlar ile ifade etti.

RESTORASYON

1950'li yıllarda Demokrat Parti'nin ortaya çıkması ile birlikte tarikatlar "yeraltında mı kalalım yoksa kurulan bu partiler ile açık kapalı ittifaklar mı yürütelim" tartışmasına başladı. Özellikle Nur cemaati Demokrat Parti ile ittifaka girdi. Bunun sonucunda mesela ezanın tekrar Arapça söylenmesi, türbelerin tekrar ziyarete açılması gibi tavizler aldılar. Bu dönemle birlikte İslami restorasyon dönemine geldiğimizi görüyoruz. 1960 darbesi de şaşırtıcı bir biçimde tarikat ve cemaatlere yaradı. 1961 Anayasası'nın özgürlükçü ortamı, toplanma ve dernekleşme hürriyetini genişletmesi son derece işlerine yaradı. Daha kapalı hareket eden tarikatlar, cami yaptırma dernekleri kurarak kendilerini daha legal ifade etmeye başladılar. 1970'lere kadar legal yapılanmanın yüzde 75'ini bu cami yaptırma dernekleri oluşturdu."

MSP ÖRNEĞİ
1970'li yıllarda ise tarikatlar ve cemaatlerin varolan partiler ile ittifak kurmak yerine kendi partilerini kurmayı yeğlediler. Milli Selamet Partisi bu nedenle Nurcular ve Nakşibendilerin ittifakı ile kuruldu. Çeşitli hükümetlerde iktidar ortağı olması ile birlikte ise imam hatip okullarının liselere denkliği kabul edildi ve tarikat bağlantısı olan kişiler çeşitli devlet görevlerine getirildi." "12 Eylül 1980 darbesinin her ne kadar gerekçeleri arasında ünlü Konya Mitingi'nde yaşananlar olmasına karşın darbe sonrası tarikatların daha rahat hareket ettiler. Bugün tartışılan "Ilımlı İslam" teorisinin de aslında 12 Eylül sonrasında askerlerin desteklediği Türk-İslam sentezi ile gerçekleştirilmek istendi. Tarikatlar 80'li yıllar da ise şirketleşmeye ve vakıflaşmaya yöneldi. Kurdukları şirketlerin dünyaya açılması ile birlikte onlarda globalleşiyor. Örneğin bir tarikat Avustralya'da çok büyük yatırımlara rahatlıkla girdi.

Tarikatla ilişkisi olduğu basına yansıyan siyasiler

Necmettin Erbakan
Korkut Özal
Turgut Özal
Yusuf Bozkurt Özal
Hüsnü Doğan
Mehmet Keçeciler
Vehbi Dinçerler
Nevzat Yalçıntaş
Eymen Topbaş
Ahmet Denizolgun
Hasan Aksay
Göksal Küçükali
Tahir Büyükkörükçü
Lütfü Doğan
Osman Demirci
Fehim Adak
Oğuzhan Asiltürk
Muhsin Yazıcıoğlu
Ökkeş Şendiller

Tarikat Sözlüğü

ŞERİAT: İslam dinindeki uygulamaya dair hükümlerin tümüne şeriat denir. Şeriatın bu hükümleri, doğrudan doğruya dini alanda, ibadet ilgili kurallarla, İslam dünya görüşünün hukuka, ekonomiye, devlet idaresine, ticarete ve dünya kaideleri olarak iki ana bölüme ayrılır.
ÜMMET: Millet kavramından daha geniş olarak ümmet kavramı, İslami dünya görüşünde ve islamın peygamberinin manevi şahsiyeti etrafında birleşmiş müslüman toplumunun adıdır.
MEZHEP: İslamiyetin kuruluşunu takip eden asırlarda bir takım görüş ayrılıkları, çeşitlilikler ve hatta bazı sapmalar olmuştur. Kabul edilen dört mezhep vardır: Hanefilik, Malikilik, Şafiilik ve Hanbelilik. Bunlar da ana ve temel hükümlerde beraberdir.
TARİKAT: Arapçadaki tarik (yol) kelimesinin çoğulu olup yollar anlamına gelmektedir. Kavram şöyle de açılabilir: Allah'a ulaşma gayesini güdenlerin izledikleri özel tarz, yol, metot, hareket biçimi. Bazı uzmanlara göre, tarikat ve şeriat birbirinden ayrı düşünülemez. Şeriat esastır, tarikat onun içinde yeni bir boyuttur.

Nakşiler zikirlerini nasıl yapıyor?

TARİKATLARDA zikir adı verilen ayinleri Nakşiler tarikatın denetimindeki camilerde ya da tarikat mensuplarının özel işyeri ve evlerinde yapıyor. "Hatm-i hace" olarak adlandırılan bu ayinde müritler yan yana oturarak bir halka oluşturuyor. Önce ayini yöneten şeyh ya da hoca okunacak sureyi söylüyor. Müritler bu surenin kaç kere okunduğunu biliyorlar ve karanlıkta sessiz bir şekilde sureyi okuyorlar. Zikirden önce müritlerle hoca arasında din üzerine sohbetler yapılıyor. Bu sohbet herkesin gelmesi ve halkanın tamamlanmasına kadar sürüyor. Nakşilerin zikirlerine müritler bazen o güne kadar zikire katılmamış bir yabancıyı da beraberinde getirebiliyor. Ancak yeni gelenin kimliği ya da dini konulardaki düşünceleri asla sorulmuyor. Zikir bittikten sonra katılanlar sağdan sola doğru birbirlerinin ellerini sıkıyor. Buna "musafaha" deniyor ve musafaha zikiri yöneten hoca ya da şeyh efendi ile sona eriyor. Nakşilerin toplantılarının en önemli özelliklerinden biri de çay içilmesi. Zikirden sonra hep birlikte yemek yeniyor ve ardından çay içilerek sohbet ediliyor.

TARİKATIN 11 İLKESİ
Nakşilik'te tarikata girenlerin 11 ilkeyi her zaman gözetmesi gerekmektedir. Bunlar; Soluk alıp verdikçe Allah'tan hatırlamak; Yürürken sağa sola bakıp oyalanmamak; Allah'a yönelip gidildiğini unutmamak; Kalabalıkta bile Allah'ın huzurunda yalnız başına olunduğunu düşünmek; Sessiz olmak kaydıyla Allah'ı kalbiyle anmaya devam etmek; Allah'ı anarken "dileğim senin rızandır" demek; Bu dünyaya ait şeyleri yürekten silip atmak; Her zaman Allah'ı düşünmeye çalışmak; Tarikat prensiplerinden olan zikir sayılarına mutlaka uymak; Zamanını Allah'a ulaşmaya harcamak; Zikrederken soluğunu tutup Allah'a bağlanmak. Nakşilerde zikrin, hangi duaların, ayetlerin kaç kez nasıl söyleneceği kesin bir biçimde saptanmıştır. Hatta toplu ya da tek başına yapılan zikirler bile birbirinden değişiktir. Örneğin tek başına zikir mutlaka temiz bir elbiseyle, temiz bir yere oturularak, geceleyin başa beyaz örtü alıp, kıbleye dönülerek yapılır.

Kaynak:Sabah

Kaynak:Aktif haber

REKLAMLAR
Yorum Yaz